Bunları Biliyor Musunuz?

Ağrınızı tanıyor musunuz?

Diyabetik nöropati, pek tanınmadığı için kolay teşhis edilemiyor. Diyabet hastalarında yüzde elli sıklıkta ve eldiven-çorap tutulumu şeklinde ortaya çıkan ağrılar, geceleri şiddetleniyor.



Diyabet (şeker hastalığı) toplumda giderek artan sıklıkta görülen, glukozun dokulara geçememesi sonucu kandaki şeker seviyesinin yükselmesi, şekeri kullanması gereken dokuların ise şeker yerine alternatif enerji kaynaklarını kullanmak zorunda kalması ile karakterize, yavaş seyirli ancak yıkıcı bir hastalıktır. Bu hastalığın zararlı etkilerinin önüne geçmek için kan şekeri seviyesinin normal sınırlarda tutulması gerekir ancak özellikle ülkemiz gibi sosyokültürel düzeyi yüksek olmayan ülkelerde hastaların tedavi ve diyet uyumu istenen seviyede olmadığı için ne yazık ki bu hastalığın olumsuz sonuçlarını daha sık görürüz. Bunlar arasında en bilinenleri katarakt, böbrek yetmezliği, damar tıkanıklıkları, kapanmayan basit yaralar ve nöropatik ağrılardır. Kan şekerinin uzun süre normal değerlerin üzerinde seyretmesi sonucu sinir hücrelerinde hasar meydana gelir ve bunun sonucunda özellikle el ve ayaklarda belirgin olmak üzere yanma, batma, acıma hissi şeklinde ağrılar gelişir. Bu ağrılar hem çok can sıkıcı, hem de günlük yaşam konforunu belirgin derecede azaltan sorunların başındadır.

DEPRESYONA KADAR GİDER
Diyabetik nöropatinin en büyük handikapı pek tanınmamasından dolayı teşhis edilmesindeki sorunlardır. Nöropatik ağrı tanımı normal bir dokunma eyleminin bile ağrıya yol açması veya basit bir ağrıya sebep olabilecek bir uyaranın çok daha şiddetli bir ağrı doğurması olarak özetlenebilir. Bu ağrılar diyabet hastalarında %50 sıklıkta ve eldiven-çorap tutulumu şeklinde ortaya çıkar. Yani hasta eldiven ve çorap bölgelerinde bu ağrıları belirgin olarak hisseder. Ayrıca nöropatik ağrı diğer ağrıların aksine geceleri daha şiddetli olur ve maalesef standart ağrı kesici tedavilere cevap vermez. Nöropatik ağrı bu özellikleri ile hastanın psikolojik durumunu, sosyal işlevselliğini ve yaşam kalitesini önemli oranda bozar ve ağrı tedavi edilirken bu ek sorunların da göz önünde bulundurulması gerekir. Ağrıya sıklıkla iştah kaybı, anksiyete, depresyon, dikkat dağınıklığı, uyku problemleri de eşlik eder. Bazı hastalar bu ağrıdan dolayı çalışamaz, yürüyemez, uyuyamaz, hatta kıyafetlerin sebep olduğu yanma hissi sebebi ile giyinemezler bile.

AĞRI SKORLAMA TESTLERİ GELİŞTİRİLDİ
Buraya kadar anlatılanlar bile nöropatik ağrının doğru teşhis ve tedavisinin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Bu nedenle diyabet hikâyesi olan hastalarda özel ağrı skorlama testleri geliştirilmiş ve kliniklerde uygulamaya konulmuştur. Bu testlerde sonuçları yüksek çıkan hastalar nöropatik ağrı yönünden ayrıca değerlendirilir. Nöropatik ağrı tedavisinde standart ağrı kesicilerin etkisinin olmadığını biraz önce belirtmiştik. Bu ağrı tipinde daha çok antidepresan ilaçlar, antiepileptikler (bir kısım sara ilaçları) ve zaman zaman da uzun etkili opioidler (morfin benzeri ilaçlar) kullanılır. İlk bakışta ilgisiz gibi görünse de antidepresanlar hem ağrı kesici etkileri olduğu için kullanılır, hem de nöropatik ağrı ile birlikte sıkça görülen anksiyete ve depresyonun tedavisini sağlar. Keza geçmişte aynı anda hem epilepsi (sara), hem de diyabeti olan hastalarda kullanılan bazı antiepileptiklerin aynı zamanda hastaların el ve ayaklarındaki yanıcı ağrıları geçirdiğinin ortaya çıkması ile tesadüfen etkinlikleri keşfedilen antiepileptikler de nöropatik ağrı tedavisinde değerli bir seçenektir. Nöropatik ağrı tedavisinin en önemli basamağı yukarıda da bahsettiğimiz gibi doğru teşhis ve sonrasında doğru ilaçla tedavidir. Ülkemizde ve tüm dünyada en önemli sorun hastaların nöropatik ağrı üzerinde etkisi olmayan ilaçlar ile tedavi edilmeye çalışılmasıdır. Burada teşhisin erken konulup doğru tedavinin erken başlaması hastalığın ilerleyişi açısından da olumlu olacaktır. Nöropatik ağrı her ne kadar diyabet ile birlikte zaman içinde ilerleme gösteren kalıcı olarak iyileşme göstermesi beklenmeyen bir bulgu olsa da, ağrının erkenden tespit ve tedavisi, ağrının kronikleşmesini engelleyeceğinden ileride daha düşük ilaç dozları ile daha etkin ağrı tedavisini sağlayacaktır.