Nöroloji

Nöroloji Ana Bilim Dalı Tanıtım

Hizmetlerimiz:

Genel Nörolojik Hastalıklar Polikliniği Parkinson ve Hareket bozuklukları Polikliniği Unutkanlık ve Davranış Bozuklukları Polikliniği Nöromusküler Hastalıklar Polikliniği Nöropsikoloji Labaratuvarı ve Kognitif Rehabilitasyon ünitesi Klinik Elektrofizyoloji Labaratuvarı

POLİKLİNİKLER Genel Nörolojik Hastalıklar Polikliniği;

Nöroloji bölümümüzde tüm nörolojik hastalıklar; başağrısı, inme(beyin damar tıkanıklığı, beyin kanaması), epilepsi(sara hastalığı), unutkanlık hastalıkları(Alzheimer hastalığı gibi), nöropatiler(diabete bağlı,kalıtımsal, toksik, çeşitli hastalıklar ya da ilaç kullanımlarına bağlı nöropatiler gibi..), kas hastalıkları, hareket bozuklukları(parkinson hastalığı, distoni vs.), kafa içi basınç artışı ile giden durumlar( hidrosefali, beyin tümörü, psödo tümör serebri gibi), omurilik hastalıkları, motor nöron hastalıkları (Amyotrofik lateral skleroz), myastenia gravis, multipl skleroz, uyku bozuklukları( uyku-apne sendromu, REM davranış bozukluğu, huzursuz bacak sendromu gibi), baş dönmesi , sistemik hastalıklara ve çeşitli nedenlerle kullanılan ilaçlara bağlı nörolojik komplikasyonlar değerlendirilir ve tedavi edilir.

Unutkanlık ve Davranış Bozuklukları Polikliniği Unutkanlık Nedir?

Unutkanlık; günlük yaşamımızda ciddi bir hastalık söz konusu olmaksızın da en fazla şikayet edilen durumlardan biridir. Ancak, ileri yaşlar için Alzheimer hastalığı, gençlerde ise vitamin eksiklikleri, hormon bozuklukları ya da depresyon gibi zihinsel yeteneklerde bozukluk ile seyreden pek çok ciddi hastalığın ilk ya da en önemli belirtisi yine unutkanlık olmaktadır. İşte unutkanlık ve davranış bozuklukları kliniğinin amacı, bir hastalık anlamı taşıyan ya da taşımayan unutkanlık ve diğer akli yeteneklere ait şikayetleri, davranış bozukluklarını değerlendirip doğru teşhisi koymak, ciddi olan ve olmayan durumları ayırt etmek, gerçek hastalık durumlarında gereken önlemleri almak, tedavileri uygulamak, hastanın ve yakınlarının uygun biçimde yönlendirilmesini sağlamaktır.

Hareket Bozuklukları Ne demektir?

Hareket bozuklukları; hareketlerimizi kontrol eden beyinsel merkezlerin hastalanması sonucu, kişinin hareketlerinde yavaşlama, dengesizlik, ya da istemsiz hareketlerin ortaya çıkması biçiminde görülen hastalıklara verilen isimdir. Oldukça geniş bir grup hastalığı kapsamaktadır. Bu hastalıklardan en sık görüleni, hareketlerde yavaşlama ve el ve ayaklarda titreme ile giden Parkinson hastalığıdır. İstemsiz hareketlerle seyreden hastalıklar içinde en sık görüleni ise, “iyi huylu titreme hastalığı” (esansiyel tremor) denilen, genellikle yaşlılıkla ortaya çıkan, sıklıkla ailevi olan titreme bozukluğu oluşturur. Bu gruba giren diğer durumlar olan distoni, kore, atetoz, myoklonus, vücudun değişik bölgelerini etkileyen istemsiz kasılmalarla karakterize olurlar. Tikler şeklindeki istemsiz hareketlere ilave olarak bir takım psikiyatrik semptomların da beraber görüldüğü “tik bozuklukları” da polikliniğimizin ilgi alanı içerisine girmektedir. Bu hastalıkların tanısı ve ayırıcı tanısı için gereken tüm labratuvar incelemeleri, ailesel olanlarının bilinen genetik nedenlerin taranması, gerekli durumlarda özel yöntemlerle ayrıntılı elektrofizyolojik tanısal analizler, hastanemizde yapılmaktadır. İstemsiz hareketler ile seyreden hastalıkların her biri için farklı tedavi yaklaşımları vardır. Yüz, boyun, kol ve bacaklardaki istemsiz kasılmalar (distoniler) ve benzer tarzdaki yüz spazmları (hemifasiyal spazm) Botulismus toksin enjeksiyonları ile doğrudan veya EMG eşliğinde tedavi edilmektedir. Ayrıca ilaçla tedaviye yanıt vermeyen olgularda Nöroşirurji Anabilim Dalı ile beraber özel cerrahi tedavi yaklaşımları uygulanmaktadır.

Unutkanlık & Davranış ve Hareket bozuklukları bir arada çalışıyor;

İnsan beyninde hareketin ve davranışın gerçekleştirilmesi ile ilişkili bölümlerin yakın ilişki içinde çalıştıklarını artık biliyoruz. Bu nedenle pek çok hareket bozukluğuna akli melekelerde bozulmalar, ya da davranışsal, psikiyatrik bozukluklar eşlik etmektedir. Benzer biçimde akli meleke bozukluklarına bağlı hastalıklarda (örneğin demanslarda) harekete ilişkin problemler ortaya çıkabilmektedir. Hareket bozukluklarının en sık görülen biçimi olan Parkinson hastalığında akli meleklerde değişen biçimlerde bozulmalar olmakta, demans (bunama) tabloları görülmekte, yine bazı demans tipleri, (Lewy cisimcikli demans gibi) hem Parkinson hastalığının hem de demansın birlikte ortaya çıktığı durumlar oluşturmaktadırlar. En önemli ve sık rastlanılan problemlerden biriside yaşlılarda unutkanlık, idrar kaçırma ve yürümede bozulmanın birlikte ortaya çıktığı durumlardır. Bu durumun pek çok ve bazen iç içe geçmiş nörolojik sebepleri olabilmekte ve multidisipliner bir yaklaşım gerektirmektedir. İşte bu nedenle bu hastalık gruplarının bir arada uzmanları tarafından görüldüğü bir özel poliklinik hastanemiz bünyesinde oluşturuldu. Hangi hastalıklar ilgi alanına giriyor? Hangi hastalara hizmet veriyor?

  • Unutkanlık ve yukarıda sayılan hareket bozuklukları dışında, konuşma bozuklukları (afaziler), algılama bozuklukları (agnoziler), vb. diğer tüm zihinsel yeteneklerde ortaya çıkan bozukluklar ve davranış bozukluklarına yol açan hastalıklar kliniğin faaliyet alanına girmektedir. Genel olarak ifade edersek, şu hastalıkların unutkanlık ve davranış bozuklukları kliniğimizde tanı, takip ve tedavileri yapılmaktadır.
  • Parkinson hastalığı başta olmak üzere tüm hareket bozuklukları
  • Her türlü unutkanlık şikayetleri
  • Yaşlanmaya bağlı unutkanlıklar
  • Bunamalar (Alzheimer hastalığı ve diğer bunama sebepleri)
  • Felç sonrası ortaya çıkan zihinsel algılama ve konuşma bozuklukları (Afaziler)
  • Kafa travmaları sonrasında görülen unutkanlık, diğer zihinsel bozukluklar ve davranış bozuklukları
  • Beyin iltihapları(menenjit) sonrası unutkanlık, konuşma ve algılama problemleri
  • Alkole bağlı zihinsel bozukluklar
  • Ameliyatlardan (özellikle kalp ameliyatları) sonra ortaya çıkan zihinsel bozukluklar, unutkanlık, algılama ve konuşma bozuklukları
  • Parkinson, Multipl Skleroz (MS) vb. kronik nörolojik hastalıkların seyri esnasında görülen zihinsel problemler, unutkanlık, davranış problemleri
  • Yaşlılarda görülen yürüme bozuklukları, idrar kaçırma problemleri
  • Sara (Epilepsi) hastalarında görülen unutkanlık, davranış bozuklukları ve okul başarısızlığı
  • Çocuklarda dikkat eksikliği, zihinsel yetersizlik ile ilgili okul başarasızlıkları durumları 

Poliklinikte nasıl bir teşhis/tedavi süreci yürütülüyor?

Unutkanlık ya da başka bir zihinsel bozukluk, davranış bozukluğu yakınması ile başvuran bir hastada ilk yapılması gereken, bu yakınmanın önemli olabilecek bir hastalık belirtisi olup olmadığının kesin bir biçimde ortaya konulmasıdır. Bu amaçla; konuda uzman bir doktorun dikkatli ve ayrıntılı görüşme ve muayenesi, ardından, ‘Nöropsikolojik test’ olarak isimlendirilen, özellikle hafıza olmak üzere akli melekelerin değerlendirildiği bir dizi test uygulanır. Bu durumda gereken nöropsikometrik değerlendirme, “NÖROPSİKOLOJİ LABARATUVARI” ımızda gerçekleştirilmektedir. Gerçekten bir bellek bozukluğunun mevcut olduğu kanısı bu değerlendirmeler sonucunda ortaya çıkarsa ikinci olarak yapılması gereken, bu bozukluğa yol açan hastalığın ne olduğunu saptamaktır. Bu durumda doktor muayenesi ve nöropsikolojik testlerin sonuçlarından elde ettiği bulgular çerçevesinde altta yatan hastalığın tanısına yönelik bir takım tetkiklerin yapılması gerekecektir. Bu tetkiklerin en sık kullanılanları, kan ve hormon tetkikleri, EEG (beyin elektrosu), beyin görüntülemesidir (MR ya da BT). Bu tetkiklerden elde edilen sonuçlar hastalığın kesin tanısına ulaşılmasını sağlar. Son aşama tabi ki teşhis edilmiş olan hastalığın tedavisinin (ilaç, ameliyat, rehabilitasyon vb.) uygulanması ve hastanın takibini içermektedir. Yine afazi (inme sonrası lisan bozuklukları) kafa travması vb. gibi hastalıklara bağlı bellek ve dikkat bozuklukları gibi “KOGNİTİF ” bozuklukların rehabilitasyonu da “KOGNİTİF REHABİLİTASYON ÜNİTESİ” imizde yapılmaktadır.

Sinir-Kas (Nöromusküler) Hastalıklar Polikliniği;

Sinir sistemi, merkezi sinir sistemi ve periferik (çevresel) sinir sistemi olarak iki bölüme ayrılabilir. Merkezi sinir sistemi esas olarak beyin, beyin sapı, beyincik ve omurilikten oluşur. Çevresel sinir sistemi ise, omurilikten itibaren vücudumuza dağılan sinirler ve onların bağlantı kurduğu kaslardan oluşur. Bir hareketin ortaya çıkması (motor faaliyet) için, ilk olarak beyinde, birinci motor nöron olarak adlandırılan hücrelerde aksiyon potansiyeli ortaya çıkar ve beyin sapı ve/veya omurilikteki ikinci motor nöron olarak adlandırılan hücrelere iletilir. İkinci motor nöron aksiyon potansiyelini çevresel sinirler yolu ile kaslara ulaştırır. Aksiyon potansiyelinin sinirden kasa geçişi, sinir-kas bileşkesi aracılığı ile olur. Aksiyon potansiyelinin kaslara ulaşması ile kaslar kasılır ve böylece hareket ortaya çıkar. Elimize bir iğne battığında veya cilde bir temas olduğunda (duyusal faaliyet), cildimizde bulunan sinirlerde bir aksiyon potansiyeli oluşur. Bu aksiyon potansiyeli çevresel sinirler vasıtası ile önce omuriliğe ve/veya beyin sapına, sonra beyine iletilir ve böylece beyinde bu duyu algılanır. Sinir-kas hastalıkları bölümü, omurilik/beyin sapından itibaren çevresel sinirleri, sinir kas bileşkesini ve kasları etkileyen çok geniş bir alanı kapsar. Bu sistemin etkilenmesi kendini kuvvetsizlik, duyusuzluk vb. ile gösterir.Bu etkilenme bazen günler/saatler içinde hızla gelişir, bazen haftalar/aylar içinde, bazen de sinsi bir şekilde yıllar içinde gelişebilir. Omurilik içinde 2. motor nöron hücresinin etkilenmesi kendini kuvvetsizlikle gösterir. Duysal etkilenme olmaz. Güçsüzlük, bir veya her iki elde/kolda veya ayak/bacakta olabilir. Elin kullanımı, yürüme, oturup kalkma gibi faaliyetler bozulabilir. Bazen kuvvetsizlik, yutak kaslarını tutar ve konuşma, yutma bozulabilir. Kaslarda erimeler/çökmeler meydana gelebilir. Çevresel (periferik) sinirler içinde beyinden gelen uyarıları kaslara ileten motor lifler ve kol, bacak, gövde, baş gibi vücudumuzun her tarafından alınan duyuları beyine ileten duyusal lifler vardır. Ayrıca kan basıcını, kalp atımını, terleme vb. ayarlayan otonomik lifler vardır. Çevresel sinirlerin biri, birkaç tanesi veya hepsi etkilenebilir. Motor lifler etkilenirse kuvvetsizlik, güçsüzlük, halsizlik, yorgunluk ortaya çıkabilir ve kaslarda erime/çökme görülebilir. Duysal lifler etkilenmişse, duyusuzluk/hissizlik, normal temas ile aşırı hassasiyet, ağrı, yanma, batma, karıncalanma, keçelenme, soğukluk şeklinde duyusal şikayetler olabilir. Bu etkilenmeler bazen ayakta durma güçlüğü, dengesizlik, yürüme güçlüğü, hatta bazen konuşma, yutma, çiğneme güçlüğü ve bazen de nefes alma zorluğuna yol açabilir. Otonomik lifler etkilenirse ani kan basıncı değişiklikleri ile bayılmalar, kabızlık, idrar yapma güçlükleri vb. ortaya çıkabilir. Sinir-kas bileşkesi, beyinden gelen ve çevresel sinirle taşınan uyarının kas hücresine aktarılması işlemini yapar. Sinir-kas bileşkesi etkilendiğinde güçsüzlük ortaya çıkar, ancak duyusal şikayet olmaz. Bacak kasları etkilendiğinde, merdiven çıkma, yokuş çıkma, çömelip kalkma gibi hareketler zorlaşabilir. Kol/el kasları etkilendiğinde, eşya taşıma, kollarını yükseğe kaldırma, yazı yazma, çamaşır sıkma gibi faaliyetlerde güçlük olabilir. Boyun kasları tutulursa, başını yastıktan kaldırmada, boynunu dik tutmada zorluk ve bazen buna bağlı baş-boyun ağrısı olabilir. Yutak bölgesi kaslar etkilenirse, konuşma, yutma, çiğneme bozulabilir. Göz kasları tutulursa çift görme, göz kapağı kasları tutulduğunda ise göz kapağında düşme ortaya çıkabilir. Sinir kas bileşkesi hastalıklarının önemli özelliklerden birisi de, söz konusu belirtilerin dalgalanma göstermesidir. Yorulmakla artar, istirahatle az veya çok düzelirler. Gün içinde belirtilerde değişiklikler olabildiği gibi, haftalar aylar içinde de değişiklikler olabilir. Kendiliğinden biraz düzelme, kötüleşme dönemleri olabilir. Kaslar, hareketin ortaya çıktığı son organdır. Kaslar etkilendiğinde güçsüzlük olur. Sinir-kas bileşkesi hastalıklarında olduğu kadar belirgin dalgalanma olmaz. Daha çok kavşak kasları tutulur ve bu hastalar kalçalarını, ördek yürüyüşüne benzer şekilde yana doğru sallayarak yürürler. Yorgunluk olabilir. Kaslarda erime meydana gelebilir. Bazen ilk hareketi yapmada tutukluk olur, hareketler tekrarlandıkça rahatlama olabilir. Kas hastaları bazen ağrı, bazen kramplardan yakınabilir. Sinir-kas (nöromusküler) hastalıkları, çok değişik nedenlerle ortaya çıkabilir. • Anamnez (şikayet ve hikaye) alma, • Nörolojik muayene, • Kan tahlilleri, • Elektrofizyolojik inceleme (EMG), • Radyolojik inceleme (gerekirse), • Biyopsi (sinir veya kastan parça alıp mikroskopta inceleme) (gerekirse), ile teşhis konur. Daha sonra hastalığa yol açan neden veya nedenler araştırılır ve buna göre tedavi planlanır.

Laboratuarlar Klinik Elektrofizyoloji Labaratuvarı;

Nörolojik birçok hastalığın teşhisinde muayene yanısıra elektrofizyolojik testler de kullanılır. Bu testler elektroensefalografi (EEG), elektromiyografi (EMG), uyandırılmış potansiyeller(UP) ve polisomnografidir(uyku ve uyku ile ilişkili solunum, hareket kayıtlaması). Bu testler sadece bir grup laboratuvar testi değil nöroloji konsültasyonunun uzantısıdırlar. Sadece klinik şüphe duyulan durumu doğrulamaz ya da yanlışlamazlar; belirsiz, sessiz ya da daha önce şüphelenilmeyen anormallikleri ortaya çıkarır ve anormalliğin yeri, tipi ve derecesini kesin olarak belirlemeyi de sağlarlar. Genel olarak elektrofizyolojik testlerle santal ve periferik sinir sistemi ve kas sistemindeki patofizyolojik değişiklikler, fonksiyonlar ölçülür ve tarif edilir.Testler santral- periferik sinir sistemi ve kas sisteminin biyokimyasal ve morfolojik yönlerini direkt olarak ölçmez ancak indirekt olarak yansıtırlar.

EEG;

Saçlı deri üzerine yerleştirilen elektrodlar aracılığıyla beyin dalgalarının kaydedilmesidir. Beynin kayıt anındaki fonksiyonu hakkında bilgi verir. Beyinde, beyin dalgalarını bozan bir problem varsa bu problemin yeri ve neden oluştuğu konusunda çok sınırlı bilgi verebilir . Beyindeki hasarın görüntüsü ile ilgiliyse hiç bilgi vermez. Esas olarak epilepsi şüphesi olan durumlarda ve epilepsi hastalığının takibinde kullanılır. Ancak, beyin hücrelerinde fonksiyon kaybına yol açarak beyin dalgalarını bozabilen birçok durumda( unutkanlık hastalıkları, ensefalit, çeşitli sistemik hastalıklar ve ilaçlara bağlı bilinç bulanıklığı ile giden durumlar vs...)kullanılabilir.

EMG;

Santral sinir sistemi(beyin, omurilik) ve periferik sinir sisteminin fonksiyonu değerlendirmek için kullanılır. EMG, ile bahsi geçen bölgelerdeki varsa problemin yeri, derecesi, tipi, ne kadar zamandır süregeldiği bilgileri edinilmeye çalışılır. Yine EMG de problemin görüntüsünün değerlendirilemediği bir testtir.

Uyandırılmış potansiyeller;

Görsel (VEP) , işitsel (BAEP)ve somatosensoriyal (SEP) olarak üç gruptur. VEP ile gözden beyin arka bölgesindeki görme merkezine kadar olan görme ile ilgili yolların fonksiyonu değerlendirilir. Klinik pratik en sık multipl skleroz hastalığında göz siniri ve görme yollarının değerlendirilmesinde kullanılır. Ancak görme bulanıklığı ya da görme bulanıklığı ile giden birçok hastalıkta da tanıya yardım amaçlı kullnılır. BAEP, kulaktan işitme siniri aracılığıyla beyindeki işitme merkezine kadar olan yolu test eder. Bu yol üzerinde herhangi bir noktada kesintiye yol açan bir problemde kesintiyi gösterir. SEP, bir siniri uyarıp(kol ya da bacakta), bu uyarının omurilik boyunca yukarı doğru beyinde ilgili merkeze(beyin somatosensoriyal koretks) ilerleyişi boyunca oluşan potansiyeller kaydedilir. Bu yol boyunca herhangi bir noktada bir hasarlanma varsa bunun yeri konusunda bilgi verir. Klinik pratikte en sık multipl skleroz hastalığında belirsiz omurilik tutulumlarını tespit etmek için kullanılır. Ancak birçok omurilik-beyin tutulumları giden hastalıklarda kullanılır. Bu test son yıllarda omurilik cerrahisinde ameliyat sırasında hasarlı bölge onarıldığında bu bölgenin fonksiyonunu ger idönüp dönmediğinin kontrolü ve ameliyata bağlı olabilecek omurilik hasarlarının önlenmesi için ameliyat sırasında kullanılmaktadır.

Polisomnografi;

Tüm gece boyunca uyku, solunum, kol ve bacaklardaki hareketlerin kaydının yapıldığı bir testtir. Bu test en sık uyku-apne sendromu, uyku ile ilişkili hareket bozuklukları uykunun kendisinden kaynaklanan bozuklukları tespit etmek için kullanılır.Nöropsikoloji Laboratuvarı ve Kognitif

Rehabilitasyon ünitesi

Nöropsikolojik testler, kişinin yakınmalarının altında gerçek bir bellek ya da diğer zihinsel işlevlerdeki bozukluğun ya da zayıflığın olup olmadığını ortaya koymak, yani olayın gerçekten beyin işlevlerinde bir bozulmaya mı? Yoksa daha çok ruhsal gerginlik gibi bir duruma mı bağlı olduğunu ayırt etmek için elimizdeki en etkili yöntemdir. Bu testler, ayrıca eğer zihinsel işlevlerde bir bozukluk saptanırsa, bunun biçimine bakarak ne tarzda bir hastalığın yol açtığı bir bozukluk olduğu (yani hastalığın tanısı) ve hastalığın prognozu (yani nasıl sonuçlanacağı) konusunda ip uçları vermektedirler.

Kognitif Rehabilitasyon Ünitesi,

Sıklıkla geçirilen felçler sonrasında yada kafa travmaları sonrasında ortaya çıkan lisan bozukluklarının (Afazi) düzeltilmesi, Özellikle geçirilen kafa travması sonrasında ortaya çıkan dikkat ve hafıza bozukluklarının algısal bozuklukların düzeltilmesi, Diğer zihinsel işlev bozukluklarına yol açan nörolojik hastalıklardan sonrada (Multipl skleroz, ansefalit vb.) hastalarda ortaya çıkan zihinsel bozuklukların düzeltilmesi amacıyla ünitemizde gereken rehabilitasyon teknikleri uygulanmaktadır.

Hastalıklar Hakkında Bilgiler; Yaşlılık, Unutkanlık ve Alzheimer Hastalığı;

İnsan ortalama yaşam süresi yüzyılımızın başından bu yana özellikle aşılama, hijyenik koşulların iyileşmesi, antibiyotiklerin bulunması ve geliştirilmesi sonucu hızla artmıştır. 1800’lü yıllarda ortalama yaşam süresi 30 - 40 yıl iken 20.yy başında 50’ye; 1978’de 74’e ve günümüz içinde ortalama 77.8’e ulaşmıştır. İnsanın büyük başarılarından biri gibi görünen bu durum, yaşlı nüfusunun giderek artmasına yol açmıştır. 1980 yılında 60 yaşında dünyada yaklaşık 376 milyon insanın yaşadığı ve bu sayının 2020 yılında 976 milyona ulaşacağı hesaplanmıştır. Dünya nüfusundaki bu yaşlanma beraberinde demans, Parkinsonizm, strok gibi ileri yaş hastalıklarının sıklığının artışını da getirmektedir. Yaşın ilerlemesi ile birlikte, Alzheimer hastalığına yakalanma riski de artmaktadır. Öyleki, Alzheimer hastalığı sıklığındaki artış sonucu 85 yaşının üstündeki nüfusun yaklaşık yarısı Alzheimer hastalığı riski ile karşı karşıyadır. Yaşı ileri nüfus arttıkça, toplumda Alzheimer hastalığına yakalanan insan sayısı da artmaktadır. Türkiye’de yaklaşık 200,000 Alzheimer hastası olduğu tahmin edilmektedir. ABD’de bu sayı 4 milyona ulaşmaktadır. Ancak unutkanlık, yaşlı insanlarda oldukça sık rastlanılan bir yakınmadır. İleri yaşla birlikte unutkanlık ve diğer zihinsel yeteneklerin bozulmasını hep yaşlanmanın doğal sonucu imiş gibi görme eğilimi vardır. Bu yüzden biraz önce bahsedilenlerle çelişkili imiş gibi görünse de bunama bir hastalıktır ve yaşlanmanın doğal sonucu değildir. Bunama durumlarının (Demansların) yarıdan fazlasına Alzheimer hastalığı yol açmaktadır. Hastalığın ilerlemesi 5 ile 12 yıl sürebilir. Hastalığın en ileri evresinde Alzheimer hastasının 24 saat bakıma ihtiyacı olacaktır. Beslenme, temizlik, tuvalet ihtiyacı ancak bir bakıcı tarafından sağlanabilecektir. Hastanın üzerindeki etkisi bu derecede büyük olan hastalığın hastanın yakınları ve bakıcılarına da etkisi çok büyüktür. Belirtiler sıklıkla bellek kaybı ile başlar, özellikle yakın geçmişte yaşanan olaylar kolay unutulur. Örneğin hastalar sohbet sırasında aynı şeyleri tekrar tekrar anlatmaya başlarlar. Erken dönemde Alzheimer hastası yeni bilgiyi öğrenemez. Hastalık ilerledikçe Alzheimer hastasının kafası iyice karışır ve etrafa ilgisi, çevresinden haberdarlığı azalır. Bazı hastalar konuşurken kelime bulmakta zorlanırlar. Nesneleri ve yüzleri tanımakta zorlanırlar. Yargı ve akıl yürütme de önemli ölçüde bozulabilir. Zamanla hasta en basit işleri bile yapamaz hale gelir. Sık rastlanan bir belirti de kişilik ve davranışlarda değişiklik olmasıdır. Hastalarda kolay sinirlenme, depresyon ve aşırı kuşkuculuk görülebilir, bazen aşırı sakin ya da saldırgan olabilirler. Bu bulgulara hastaların kendilerine bakabilme, kendi başlarına yaşayabilme yeterliliklerinde azalma eşlik eder ve ileri dönemlerde 24 saat bakım gerekli hale gelir.

Alzheimer Hastalığı Dışındaki Unutkanlık Hastalıkları;

Alzheimer hastalığı, bu gün için unutkanlık hastalıklarının (bunama) en sık rastlanılan ve halk tarafından en fazla tanınan sebebidir. Ama ileri yaşta ortaya çıkan tek unutkanlık/bunama sebebi Alzheimer hastalığı değildir. En sık rastlanılan Alzheimer dışı hastalıklar şunlardır; Vasküler demans, Frontal lob demansı, Lewy cisimcikli demans. Bu hastalıklarda beyinde bunamaya sebep olan bozukluk, her hastalık için farklı biçimlerde ve hızlarda ortaya çıkar. Yine beynin farklı bölgeleri etkilendiği için hastalıkların ilk belirtileri ve ortaya çıkış biçimleri de farklıdır. Örneğin beyin damarlarında tıkanma sonucu ortaya çıkan bir bunama demek olan “Vasküler Demans” ta geçirilmiş felçler, yürüme ve konuşma bozuklukları, idrar kaçırmalar hastalığa sıklıkla eşlik eder. “Lewy Cisimcikli Demans” hastalığında ise unutkanlığın yanı sıra Parkinson hastalığına benzer biçimde titremeler, hareketlerde yavaşlama, nedensiz düşmeler, erkenden ortaya çıkan hayal görmeler izlenir. Aslında kendi içinde de pek çok değişik tipi olan “Frontal Lob Demans”ın da, önce sadece konuşma ve ifade zorluğu, ya da sosyal davranışlarda bozulma izlenebilir. Toplum içinde anormal hareketler (soyunma gibi) kişiliğin değişmesi veya içe çekilme, etrafa ilginin azalması diğer ilk ortaya çıkan belirtiler olabilir. Unutkanlık başlangıçta belirgin değildir, bu şikayetlere sonradan ilave olabilir. Yukarda genel özellikleri anlatılan “Alzheimer hastalığı dışındaki” unutkanlıkla kendini ortaya koyan hastalıkların erkenden tanınması, tam ve doğru teşhisi, esas olarak iki bakımdan önem taşır. İlk olarak bu hastalıklarda yukarıda da belirtildiği gibi ilk ve göze çarpan belirtiler unutkanlık değil, hastalığa göre farklı farklı (davranış bozuklukları, hareket bozuklukları, yürüme bozuklukları, felçler vs.) semptomlardır. Bu nedenle tanının konulması gecikebilir, hasta oyalanabilir. İkinci ve daha sık rastklanılan risk ise; bu kez bu hastalıkların Alzheimer hastalığı zannedilip, öyle tedavi edilmeye çalışılmasıdır. Oysa, bu hastalıkların hepsinin sebepleri ve seyirleri birbirlerinden farklı olduğundan, tedavilerde bazı ortak olan yönler bulunsa da temel olarak farklı yaklaşımlar gerektiriler. Bu problemlerin yaşanmaması için, bu hastalıkların doğru, erken tanısı ve tedavi için bu alanda uzmanlık ve deneyim gerekir.

Yürüme Bozukluğu & İdrar Kaçırma ve Unutkanlık;

İlerleyen yaşla birlikte yürüme yeteneğinde ortaya çıkan bozulma, bazen düşmeler, dengesizlik, giderek adımların küçülmesi, dik duruşun değişip, belin öne doğru eğilmesi, hatta bastonsuz yürüyemez olma, genellikle yaşlılığın doğal bir sonucu olarak algılanır. Bilmecelerde bile yaşlanınca 3 ayaklı olan canlı biçiminde tarif edilir insan. Ayrıca yaşla birlikte gelen ve yürümeyi, dengeyi, hareket kabiliyetini sınırlayan diz eklemlerinde bozukluklar, kireçlenmeler vb. rahatsızlıklarda ortaya çıkan durum için açıklayıcı sebeb olarak görülür çoğu kez. İdrar kaçırma yada tuvalete yetişmede güçlük çekmek, çok sık ve aniden bastıran idrar ihtiyacıda benzer şekilde Erkeklerde yaşla beraber ortaya çıkan prostatdan, kadınlarda sık doğumlardan bilinir. Tabi biraz unutkanlıkta her keste vardır. Ama bu üçlü, YÜRÜMEDE BOZULMA, İDRAR KAÇIRMA ve UNUTKANLIK, sinsi bir beyin hastalığının habercisi olabilir. Biraz dikkat edilirse bu şikayetlerin yıllar içerisinde giderek ilerlediği fark edilir. Hastamızda genellikle zaten şeker hastalığı ve yüksek tansiyon da vardır. Bu durumdan sorumlu olabilen ve tedavisi mümkün ya da en azından kısman mümkün olan bir kaç değişik hastalık mevcuttur. Sorun genellikle beynin su içeren bölümlerinde (ventrikül) genişleme , beynin kılcal damarlarında yaygın tıkanmalar ve bazen dejeneratif hastalıkların bunlara eklenmesinden kaynaklanır.

Nöropsikoloji Laboratuvarı nedir? neler yapar?

Nöropsikoloji, disiplinler-arası bir bilim dalı olup, nöropsikolojik değerlendirme ise nöroloji, nöroşiruji ve psikiyatrinin yanı sıra epilepsi cerrahisi ve klinik psikoloji gibi özel alanlardaki uygulamalarda da önemli yer tutan yardımcı muayene yöntemlerinden biridir. Bu muayene beyin-davranış ilişkisi temelinde, nöropsikolojik testler olarak adlandırılan bir takım psikometrik araçlar ile gerçekleştirilir. Karmaşık davranışlar ve kognitif işlevler, beyindeki belli anatomik yapıların ve bunlar arasındaki nöral ağların katıldığı geniş boyutlu, dağınık, nörokognitif şebekelerin faaliyetine bağlı olarak gerçekleşir. Bu sistemlerin her hangi bir bileşeninin hasarı, ilgili kognitif alanda hafif ya da şiddetli bir bozulma ortaya çıkarabilir. Nöropsikolojik testler ise bu nöral sistemlerin ürünü olan karmaşık davranışlarımızı ve kognitif işlevlerimizi değerlendirmeye olanak sağlar. Nöropsikolojik testlerin kullanım alanları aşağıda sıralanmıştır: - Ayırdedici tanı - Hastalığın izlenmesi - Tedavinin etkinliğinin izlenmesi - Rehabilitasyonun planlanması - Araştırma Böylece nöropsikolojik testler, kişinin yakınmalarının altında gerçek bir bellek ya da diğer zihinsel işlevlerdeki bozukluğun ya da zayıflığın olup olmadığını ortaya koymak, yani olayın gerçekten beyin işlevlerinde bir bozulmaya mı, yoksa daha çok ruhsal gerginlik gibi bir duruma mı bağlı olduğunu ayırt etmek için elimizdeki en etkili yöntemi oluşturur. Bu testler, ayrıca zihinsel işlevlerde bir bozukluk saptandığı durumlarda, bunun biçimine bakarak ne tarzda bir hastalığın yol açtığı bir bozukluk olduğu (yani hastalığın tanısı) ve hastalığın prognozu (yani nasıl sonuçlanacağı) konusunda ipuçları vermektedirler. Benzer şekilde, uygulanan tedavinin etkinliği de, tedavi öncesi ve sonrasında yapılan ayrıntılı nöropsikolojik değerlendirme ile saptanabilir. Kişinin ortaya koyduğu nöropsikolojik profil, yani hastanın bozulan ve korunan süreçleri, ortaya çıkan bozukluklarını telafi etmede kullanacağı stratejilerin belirlenmesinde, diğer bir deyişle rehabilitasyonunun programlanmasında büyük önem taşır. Bunların yanı sıra, nöropsikolojik testler özellikle kognitif nörobilim araştırmalarında nörogörüntüleme yöntemleri ile birlikte oldukça önemli yer tutmaktadır. Normal kognitif işlevler araştırma konusu olabildiği gibi çeşitli hastalıklardaki mental işlevler bozukluğunun profillerinin belirlenmesi de diğer bir araştırma alanı oluşturmaktadır. Nöropsikolojik testler yardımcı muayane yöntemlerinden biri olmakla birlikte, bazı durumlarda ise tek muayene aracı olarak karşımıza çıkabilir. Bir takım hastalıklar, belli beyin bölgelerini tutabilir ve bu yapıların ve dahil oldukları nöral şebekelerin aracılık ettiği mental işlevlerde hafiften şiddetliye kadar farklı derecelerde bozulmalara sebep olabilirler. Bu farklı şiddetlerde bozulmuş ve bunun yanı sıra göreli olarak korunmuş kognitif alanların değerlendirilmesi nöropsikolojik testler ile mümkün olmaktadır. Böylece, belli bir nöropsikolojik bozulma profili ortaya konabilir. Bununla birlikte buradan elde edilen test skorları ile hastalık tanıları arasında bire bir tekabüliyet olmadığını, ancak kişinin ortaya koyduğu nöropsikolojik profilin belli bir nöropatolojik sürecin anatomik yatkınlık tarzıyla benzeşme/örtüşme derecesi anlamında bir adres gösterdiğini belirtmek gerekir. Bu nedenle uygun zaman aralıklarında tekrar edilen nöropsikolojik değerlendirmenin, hastalığın tanı konma süreci ve seyrinin izlenmesindeki önemi yadsınamaz. Mental işlevler aşağıdaki gibi sıralanabilir: - Uyanıklık ve Dikkat - Karmaşık Dikkat ve Eksekütif (Yönetici/Yürütücü) İşlevler Perseverans (Sebatlılık) Enterferansa direnç Tepki inhibisyonu yapabilme Kategori değiştirebilme - Planlama - Soyutlama, Akıl yürütme - Bellek - Dil Becerileri - Aritmetik - Dikkatin mekana yönelimi - Karmaşık görsel algısal işlevler (Vizüo-spasyal/Görsel-mekansal beceriler) - Yapılandırma (Vizüo-konstrüktif beceri) - Praksi Mental durum muayenesinin organizasyon ve yorumunda, yukarıda sıralanan mental işlevlerin iki kategoriye ayrılması söz konusudur. Bunlardan birincisi “durum-bağımlı işlevler”, genel bilgi işleme tonunun hızlı modülasyonuna ve uyanıklık-dikkat, duygudurum, motivasyon gibi özelliklerin işlenmesine aracılık eder. Durum-bağımlı işlevlere bağlı birincil bozukluklar, lokalizasyon değeri fazla olmayan bir tutuluma işaret eder. Oysa dil, görsel-mekansal işlevler, mekansal dikkat, açık bellek, yürütücü işlevler ve çalışma belleği gibi “kanal-bağımlı işlevler”deki bir bozukluk lokalizasyon değeri daha yüksek bir tutuluma işaret etmektedir. Böylece nöropsikolojik değerlendirme ile elde edilen nesnel verilerin yanı sıra, uygulama boyunca hastanın performansını gözlemlemek ve söz konusu performansını sinir sisteminin bu organizasyonu çerçevesinde yorumlamak, nöropsikolog için son derece önem arz etmektedir.

Baş Ağrısı Polikliniği

Anahtar noktalar:

1. Neredeyse herkes baş ağrılarının bir veya daha fazla nedeni veya tetikleyicisi olduğuna inanır. 2. Baş ağrısını tetikleyen faktörlerin kontrol edilmesi önemlidir. 3. Baş ağrısını tetikleyen faktörlerle mücadele etmek, bunlardan kaçmaktan daha iyi olabilir. 4. Aşağıda yer alan maddeler bu mücadelede size yardımcı olmayı amaçlamıştır.(A’dan G’ye)

Giriş

Hepimiz baş ağrılarımızın tanımlanmış bir nedeninin olmasını isteriz. Daha doğrusunu söylemek gerekirse kaçınabileceğimiz bir nedeni olsun isteriz. Sıklıkla bu neden aile hikâyesinde ortaya çıkar. Neredeyse her baş ağrısının bir ya da daha fazla olası tetikleyicisi varken aslında asıl neden genlerimizi de içine alır. Akut bir ağrıda bunu neyin tetiklediğini düşünürüz. Genellikle ağrıyı en yakın negatif bir olay ile bağlantılandırırız. Bu kötü bir gece uykusu, yaklaşan sınavın stresi, menstruel dönem veya hava değişimi olabilir. Ağrıyı tetikleyen şeyleri bulmak için hem kendimiz hem de doktorlarımız çalışır. Sıklıkla herkes şu şekilde düşünür: “nedeni” ortadan kaldır ve baş ağrısı atakları dursun. Bazen internete girip “neden” hakkında bilgi almaya çalışırız. Bu sayede baş ağrısı için “bilinen” bazı tetikleyicilerin listesini elde edebiliriz. Liste sonsuzdur. Tetikleyici şeyler hakkında çok az veya hiç bilgimiz yok ise bu süreç bir problem haline gelir. “Bilinen” birçok tetikleyicinin hiçbir bilimsel ispatı yoktur.

Tetikleyicilerin listesini oluşturmak

Baş ağrısında olası tetikleyiciler hakkında yapılan çalışmalardan biri bir anket çalışmasıydı. “Gıda hassasiyeti” olan 500 migren hastasından yemek ve baş ağrısı ile ilgili inandıklarını yazmaları istendi. Yanıt verenlerin %75’i çikolatayı, %50’si peyniri, %1’den azı turunçgilleri, %25’i alkollü içecekleri tetikleyici olarak belirtmişti. Başka bir araştırmada hasta tarafından baş ağrısına neden olduğu düşünülen ortalama 10 yiyeceğin diyetten çıkarılmasıyla, hastaların %85’i baş ağrısından kurtulmuştur. Çalışma, yiyeceği bir allerjen ve baş ağrısının bir nedeni olarak rapor etmiştir. Yeterli sayıda çalışma olmasa da yiyecekler baş ağrısının en önemli tetikleyicilerindendir. Baş ağrısını çözmek için, gıda eliminasyonuna dayanan diyetler kullanılmaktadır. Kitaplar, internet ve diğer medya gıda eleme yöntemini güncel tutmaktadır. Bu başlık için yazılan bir ACHE isimli web sitesi bile mevcuttur. (www.achenet.org) Şimdiye kadar kanıtlanmış en sık tetikleyiciler; uyku değişiklikleri (fazla ya da az uyku), günlük hayattaki stres, menstruel dönem, hava değişimi (lodos,nem, çöl tozu..vb) ve seyahati içerir. Tetikleyiciden kaçınmak veya tetikleyici ile başa çıkmak Dünya sağlık örgütü (WHO)’ne göre iyi bir baş ağrısı kontrolü; “predispozan ve/veya tetikleyici faktörlerin tanımlanması ve buna uygun yaşam biçimi değişiklikleri yapılması” dır. Tetikleyicilerden kaçınmak her zaman mümkün olmayabilir. Bunun bir örneği hava durumudur. Bazı çalışmalar, baş ağrısı tetikleyicilerinin, vücutta anksiyete (kaygı,endişe) benzeri cevap oluşturduklarını öne sürmüştür. Maruziyeti kontrol etmek için bir yaklaşım da “ tetikleyicilerle başa çıkmaktır”. Kaçınmaktan ziyade, tetikleyiciler ile başa çıkmak bir çok hastada başarılı baş ağrısı kontrolüne imkan tanır. Bu “başa çıkmayı öğren” stratejisi bir çoğu için en iyi yöntem olabilir. Tetikleyicilerin ABC’si şu basamaklardan oluşur:

G’ye kadar baş ağrısı kontrolünün ABC’si

Burada asıl önemli olan ABC’yi düşünmek, önemliliklerini derecelendirmek ve önce birini sonra diğerini uygulamaktır.

Uykuyu değerlendirmek

Ağrıyı kontrol etmede uyku en önemli önceliktir. Uyuyamama “insomnia” olarak bilinir. Uykuya dalamama durumu çok yaygın görülür. Uykuya dalamama durumu genellikle zihnin sürekli meşgul olmasından dolayı gerçekleşir. Bu sıklıkla uykuya-başlama insomniası olarak adlandırılır. Gece vakti, geçen günün düşüncelerini ve yarının endişelerini yatağın dışına bırakmayı başaramayız. Aksine bu düşünceler zihnimizde problem oluşturacak şekilde döner durur. İşte bu problem özellikle 6 saatten az veya 9 saatten fazla uyuyanlarda, ertesi gün baş ağrısına neden olur. Uykuyu devam ettirememenin ek sebepleri vardır ve çok daha karmaşık bir yapıya sahiptir. Gece boyunca tuvalete çıktıktan hemen sonra uykuya dalmak normaldir. Ancak uykudan kalkıp odalarında uyuyan çocukları kontrole gitmek anormaldir. İnsomniyaların tüm tiplerinde anksiyete (kaygı,endişe) çok kritik bir role sahiptir. Uyku zorluklarında horlama da önemli bir yere sahip olabilir. Horlayan partnerimiz, ortalama uyku saatimizin 1 saatine mal olabilir. Horlayan kişilerde de baş ağrısı ve gündüz uyuklama olabilir, bu konuları doktor ile konuşmak önemlidir. Kişi eğer sabah uyanma sırasında yenilenmiş veya tazelenmiş hissetmiyor ise problem vardır ve bir uyku analizinin yapılması gerekebilir. Son söz; uyku şifadır!

B- Nefes Çalışmaları, alternatif yöntemler ve Davranışların kontrolü

Davranışlar fark yaratır ve kafamızdaki düşünceler sonuçları değiştirir. Bio-feedback (biyolojik geri besleme) , derin nefes alma(relaksasyon), bilişsel-davranışsal terapi (CBT), yönlendirilmiş imgeleme, meditasyon, ilerleyici rahatlama, tai-chi, yoga bu konuda oldukça yardımcı olabilecek yöntemlerdir. Daha fazlası için bir uzman ile görüşünüz. Günden güne daha fazla sağlık merkezi “integratif sağlık yaklaşımı” gösteren uzmanları bünyesine almaktadır. Eğer bu merkezlere ulaşmanız mümkün değil ise bir baş ağrısı uzmanından yardım almaya çalışın.

C-Kimyasallar ve Kafein

Kafein baş ağrısı tedavisinde kullanılır. Ancak düzenli ve çok miktarda kafein’in kendisi de baş ağrısı sebebi olabilir. Her ne kadar migreni tetiklediğine dair kanıtlar yetersiz olsa da, baş ağrısına neden olan başka kimyasallar da mevcuttur. Aspartam(yapay tatlandırıcı) bilinen bir tetikleyicidir ve günlük baş ağrısı nedeni olabilir. MSG (monosodyum glutamat) içeren gıdalar da baş ağrısına sebep olur. (yapay-suni gıdalar,soslar,cipsler,köfte harçları..vs) Nitrit ve nitratlar nedeni ile sosisli sandviç baş ağrısı nedeni olabilir. Burada bir ders vardır. Hassas bedenimiz kimyasalların belirli dozlarına tamam derken farklı bir dozda problem çıkarmaktadır! Herhangi bir maddenin sizde ağrıya yol açtığını öncelikle farketmelisiniz, sonrasında onu azaltın ya da uzak durun. Her şeyde anahtar ölçülü olmaktır.

D-Diyet

Baş ağrısı için ne yendiğinden ziyade, ne zaman yendiği önemlidir. Öğünleri kaçırmaktan veya geciktirmekten veya aç kalmaktan kaçınınız. Küçük miktarlarda yiyiniz ve iştahınızı kontrol ediniz. Yediğiniz kilonuzu etkiler. Bu durum normali aştıkça baş ağrısı baş ağrısını takip edecektir. Abur cubur yemeyiniz. İşlenmiş/fabrikasyon yiyecekleri kullanmamaya çalışınız. Olabildiğince her türlü taze meyveyi/sebzeyi mevsiminde tüketiniz. Gök kuşağının renklerini düşününüz.

E-Egzersiz

Daha az baş ağrısı ve daha iyi sağlık için egzersiz yapınız. Haftanın 5-6 günü idealdir. Daha azı, hiç olmamasından iyidir. Egzersiz demek, maksimum kalp hızının %50-65’ine yükselmesi anlamına karşılık gelir. Maksimum kalp hızımız yaşımızın yarısının 205’den çıkarılması ile elde edilir.(örn; 36 yaşındaysanız, 205-18= 187, ideal bir egzersizde ulaşılması gereken kalp hızı) Hedef kalp hızınızın dışında, bir egzersiz yoğunluğu gerekli değildir. Aerobik egzersiz aktivitesi, doğal vücut neşenizde ve ağrıyı kontrol eden doğal kimyasallarda bir artışa sebep olur. Vücuttaki bu doğal opioidler, kronik ağrı çekenlerde ve narkotik kullanımı ile azalır. Anksiyete, kötü uyku, üzüntü, stres ve kilo alımı gibi bağ ağrısı tetikleyicileri ile mücadele için egzersiz yapmalısınız. Normal günün bir parçası olarak yapılan yürüyüş ve ev işleri gibi benzeri aktiviteler egzersiz sayılmaz. Herhangi bir hareket hareketsizlikten iyidir. Bel kalınlığınızı(kilonuzu) kontrol etmek için, ayakta durmak, oturmaktan iyidir!

F-Sıvılar

Sıvılar, dehidratasyonu (vücudun susuz kalması) önler. Dehidratasyon, baş ağrısı için risktir. En ideal sağlık içeceği sudur. Ayrıca şekerli sulardan kaçınılmalı ve diyet ürünlerden uzak durulmalıdır. Bunlar baş ağrısını tetikleyebilir. Yakın zamanlı veriler bunların aynı zamanda inme ve kalp krizi riskini de arttırdığını öne sürmektedir. Kahveyi sıvı olarak düşünüp arttırmayınız.

G –Gruplar/Sosyal aktiviteler

Sağlıklı grup ilişkileri yalnızlığı ve stresi azaltır. Sağlık için, diğer insanlar ile iletişim kurmak kritik önem taşır. En önemli bağlar, aile bağlarıdır. Aile ilişkilerini tamir etmek kritik olabilir. Yalnızlık, bozuk sağlık ile ilişkilendirilmiştir. Çok sayıda çalışma, destekleyici bir çevreye duyulan ihtiyacın önemini vurgular. Tek başına olmak, yalnız kalmak anlamına gelmez. İyi bir sosyal çevre ağı arayışına girin ve bu ağa dahil olun. Zihnin, vücudun ve ruhun barışı için aile ilişkileri bir öncelik haline getirin. Özet Devam edin ve gerçek baş ağrısı tetikleyicilerini tanımlayınız. Daha sonra onlarla başa çıkmak için bir hareket planı hazırlayınız ve A-G maddelerinde yazılan bilgileri kullanınız. Bu bilgilerin kullanımı ile hangi tetikleyici olursa olsun kontrol edebilir ve başa çıkmayı öğrenebiliriz.

Stres ve migren

Anahtar noktalar:

  • 1. Stres migren ile bağlantılıdır.
  • 2. Stres, vücut üzerinde migreni etkilediği düşünülen fizyolojik ve davranışsal etkilere sahiptir.
  • 3. Bu tarzda semptomlarınız ısrarla devam ediyor ise doktorunuzla bağlantıya geçmelisiniz
  • 4. Stres seviyenizi aşağıya çekecek teknikler olabilir.

Giriş

Araştırmalar migrenli hastaların beyinlerinin, sağlıklı bireylerden farklı olduğunu ortaya koymuştur. Migrenli hastaların beyinleri ağrıya, ışığa ve kokuya farklı yanıt verir. Migrenli hastalar, bu uyaranlara karşı olması gerekenden fazla hassastır. Beyin, stres organı olarak kabul edilir. Stresin etkileri, bireye yarar sağlayıcı(motive edici) veya adaptasyonunu bozucu (maladaptive) olabilir ve bu etkilerin sonucu fizyolojik veya davranışsal şekillerde ortaya çıkar. Stres, insanların yaklaşık %70’inde migren için tetikleyicidir ve bir çalışmada deneklerin %50-70’inde migren ve günlük stres seviyeleri arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Çocuklukta istismara uğramak gibi stres dolu hayat deneyimleri ve düşük sosyoekonomik düzey, migrene yatkınlık sağlar. Ayrıca, günlük stres yapıcı etkenler de migrene yol açabilmektedir.

Fizyolojik etkiler

Belirli fizyolojik faktörler, vücudun strese cevabını etkileyebilir. Bu tarzda faktörler bozulmuş glukoz toleransı, azalmış kalp hızı değişkenliği (kalp hızı vücudun aktivite seviyesindeki değişikliklere olması gerektiği gibi kendini ayarlayamaz) gibi otonom sinir sistemi disfonksiyonları ve proinflamatuvar sitokinlerin (vücutta bir enfeksiyon veya inflamasyon olduğunda miktarları artan kimyasallar) artmış seviyesini içerir. Hormon seviyelerindeki değişiklikler de başka bir fizyolojik faktördür; uyku kalıbında değişiklikler, prolaktin, melatonin ve kortizol seviyelerini etkiler ve mensler (adet dönemi) migrende bahsi geçen fizyolojik süreçlere örnektir. Alınan ilaçların vücudun fizyolojik sürecini etkilediğini bilmek önemlidir. Araştırmalar ilaçları normal dozunun üzerinde kullanan kronik migren hastalarının, kortikotropik (bir tip hormon) ve somatotropik (başka bir tip hormon) sistemlerinde, normal kontroller ile karşılaştırıldığında regülasyon bozuklukları meydana geldiğini göstermiştir.

Tedavi seçenekleri

Kişi stresini en aza indirmek için : · Her gün kendine zaman ayırmalı, · Stresli durumları tanımlamaya çalışmalı ve pratik alternatif çözümler getirmeye çalışmalı, · Sağlıklı beslenmeli, · Yeterli uyku uyumalı, · Her gün en az yarım saat egzersiz yapmalı (örn; haftada 3 kez, 1 saat tempolu yürüyüş de olabilir) · Biyo-feedback relaksasyon veya meditasyon gibi rahatlama tekniklerini uygulamalıdır. Stresin bazen anksiyete ve depresyona sebep olabildiği unutulmamalıdır. Migren depresyon ve anksiyete üzerine yazılmış makalelerde belirtildiği gibi bu tarzda semptomlarla başa çıkmak için ilaç tedavileri ve davranışsal tedaviler mevcuttur. Aynı zamanda bu semptomlarınız varsa doktorunuza söylemeniz çok önemlidir.