Bunları Biliyor Musunuz?

90 yaşında kalp kapağı ameliyatı olabilir miyim?

Gelişen teknoloji sayesinde yaşı ilerlemiş kişilerde kalp kapağı ameliyatı olabilirler. Eskiden yaşı nedeniyle yüksek riskli kabul edilen birçok hasta artık sağlığına kavuşabiliyor.

Günümüzde kalp damar sistemi hastalıklarının tanı ve tedavisi hususunda sağlık teknolojisindeki ilerlemelere paralel olarak önemli gelişmeler kaydedildi. Böylece birçok hastalık için hem sağkalım arttırıldı; hem de daha kaliteli bir yaşam sağlamak adına önemli adımlar atıldı. Fakat bu hastalık grubunun yaşla birlikte sıklığının arttığı yadsınamaz bir gerçek. Ateroskleroz ismini verdiğimiz damar sertleşmesi hastalığının dışında, 75 yaş üstüne has, temelde dokuların yıpranması ve kireçlenmesinin yattığı ritm ve kapak hastalıklarına da oldukça sık rastlanıyor. Dejeneratif hastalık ismini verdiğimiz bu hastalık grubunda en çok aort kapak darlık ve yetersizlikleri ve mitral yetersizlikle karşılaşıyoruz. Hastalığın belli bir evrilme süreci mevcut. Bir kısmı sadece ilaç tedavisi altında, ekokardiyografi, bilgisayarlı tomografi gibi görüntüleme yöntemleriyle yakın izleniyor. Müdahale gerektiren ilerlemiş bir hastalık saptandığında ise bu kararı vermek her zaman çok kolay olmuyor. 90 yaşında bir hastanın sadece planlanan işleme uygunluğunun değil; aynı zamanda kırılganlığının, ek sistemik hastalıklarının da göz önünde bulundurulması gerekiyor. 2000’li yıllara gelene kadar maalesef bu yaş grubundaki hastaların birçoğu, ya açık cerrahiyi kaldıramayacağı gerekçesiyle kaderine terkediliyor; ya da ameliyat edilse bile, uzun yoğun bakım ve servis yatışları, bilişsel fonksiyonlarda azalma, kalp krizi, inme, akut böbrek yetersizliği gibi istenmeyen olaylara sıkça maruz kalıyordu. Son on beş yılda ise hem cerrahi, hem de kapalı yani cerrahi kesi olmadan yapılan müdahaleler konusunda bir hayli yol kat edildi. 

GÖĞÜS DUVARINI KORUYORUZ
Kapak cerrahisinin taşıdığı riskleri azaltmak için yapılabilecekleri temelde üç başlık altında toplamak mümkün. Bunların ilki yapılacak işlemin şekliyle ilgili alternatifleri içeriyor. Kapak koruyucu cerrahi, özellikle mitral yetersizliği için önemli bir tedavi seçeneği olarak karşımıza çıkıyor. Bu şekilde hastaya dışarıdan vücuda yabancı bir malzemeden yapılmış yeni bir kapak takmak yerine, kapak tamir ediliyor ve bir halkayla giriş yeri daraltılıyor. Bu sayede ileri yaşta bir hasta için kapak değişiminin getirdiği, kan sulandırıcı tedavi kullanma ihtiyacının ve tedavi altında dahi gözlenebilecek inme ve hayatı tehdit edici kanama olayları gibi risklerin kısmen önüne geçilmiş oluyor. Yine günümüzde biyoprotez kapak teknolojisinin gelişmesiyle de artık daha dayanıklı ve performansı orijinal kapağa yakın kapaklar yerleştiriliyor. İkinci önlem grubunu, kesiyi en aza indirmek ve mümkünse sternum, yani halk arasındaki adıyla iman tahtasını açmadan göğüs duvarı bütünlüğünü koruyarak işlemi gerçekleştirmek olarak tanımlayabiliriz. Minimal invazif cerrahi olarak isimlendirilen bu tedavi yöntemi, koltuk altından, köprücük kemiği altından ya da iman tahtasının sadece küçük bir kısmını ayırarak yapılan işlemleri ve tabii ki robotik cerrahiyi içeriyor. Bununla ilgili tecrübe giderek artıyor ve özelleşmiş merkezlerde oldukça başarılı işlemler gerçekleştiriliyor. Son olarak da ameliyat süresini azaltmaya yönelik girişimlerden bahsetmek gerekir. Özellikle de kalbin durdurulup, dolaşım pompasının devreye alındığı sürenin kısaltılması ciddi önem arz ediyor. Örneğin aort darlığı için DAVI denen bir yöntemle, kapağın bulunduğu alan tamamen açılmadan taşıyıcı bir sistem vasıtasıyla, daha az dikişle yeni bir kapak yerleştirilebiliyor. 

CİLT KESİSİ OLMADAN İŞLEM
Bütün bu gelişmeler, oldukça yüz güldürücü sonuçlar verdi ve tedavi konusundaki çaresizliğin önüne önemli oranda geçti. Ancak, asıl ciddi ilerleme, perkütan yani cilt kesisi olmadan yapılan işlemler hususunda yaşandı. Floroskopi yani röntgen ışınlarının desteğiyle yapılan bu işlemlerde, son dönemde daha da küçük kateterler ve daha az travmatik materyeller kullanılıyor. Bu sayede kasık atar damarından girilerek hastaya yeni bir kapak takılması bile söz konusu olabiliyor. Bu işlemlerin bir kısmı hastaya genel anestezi vermeden ve solunum için tüp yerleştirmeden bile gerçekleştirilebiliyor. Özellikle aort darlığının tedavisi konusunda tüm dünyada ve ülkemizde azımsanmayacak bir deneyim oluştu. TAVI dediğimiz bu işlemde az önce de bahsedildiği gibi çoğunlukla kasıktan ya da bunun uygun olmadığı az sayıda vakada meme altında küçük bir delikten girilerek, 
eski kapağın yerine yeni bir biyoprotez kapak, bir balon ya da kendiliğinden açılan bir sistem vasıtasıyla rahatlıkla yerleştirilebiliyor. Halen açık cerrahinin yüksek riskli olduğu vakalarda, özellikle de ileri yaş grubunda uygulanan bu yöntemin, deneyim arttıkça ve uzun dönem sonuçlarını karşılaştıran veriler yayınlandıkça; cerrahi tedavinin yerini alabileceği öngörülüyor. 

HASTALAR KADERİNE TERK EDİLMİYOR 
Mitral kapak yetersizliğinin tedavisinde de önemli gelişmeler yaşandı. Şu an aktif olarak, tam olarak kapanmayan kapak uçlarını bir araya getirip mandal benzeri bir mekanizmayla büzmek ya da cerrahi kapak tamirindekine benzer olarak kapak aparatının bağlı bulunduğu dokunun etrafından geçip açıklığı daraltmak suretiyle, bu hastalık perkütan yöntemle başarıyla tedavi edilmektedir. Yine kapak değişimiyle ilgili vakalar yayınlanmakta ve kısa dönemde bunların da kullanıma sunulacağı düşünülmektedir. Şu an için bu yöntemler de, gerek işlemin teknik zorluğu, gerekse maliyetleri göz önünde bulundurularak ek hastalıkları, yaşı ya da kalp pompa fonksiyonun azlığı nedeniyle açık cerrahiye aday olamayan hastalara uygulanabilmektedir.  Sonuç olarak, açık cerrahi ya da kapalı işlemler anlamında kapak hastalıklarının tedavisi konusunda ciddi adımlar atılmıştır ve atılmaya devam etmektedir. Böylece, eskiden yüksek riskli addedilerek kaderine terk edilen birçok hasta, sağlıklı biçimde yaşama tekrar kazandırılabilmektedir. Önümüzdeki on yıl içinde mevcut teknolojinin daha da gelişmesi, maliyetlerin azalması ve bu tedavi yöntemlerinin daha geniş bir hasta yelpazesine sunulabilmesi beklenmektedir. Ama günümüzde de şunu rahatlıkla söylemek mümkün: “Evet, 90 yaşında dahi kapak ameliyatı olabilirsiniz.”